29 Mart 2013 Cuma

Toygar 30 yaşında!

Ey çiftlik,

Bugün de sana beyimin doomgünü organizayonunda yaşadıklarımı anlatiim diyorum..
10 Şubat geçeli 50 gün oldu evet, anca yazabiliyoruz ne var? Zırlama, alırım havanı biliyosun!




Hemen partiye geçmeyelim delibaş,

Öncesinden başlayalım...

Şincik tabi Toygarıma 30 yaşında naapsam diye çook uzun zamandır beynimi yormaktaydım. Şöyle 30 konsepli havası civası 1500 olan partiler, bişeyler yaparım zati diyordum da ne yapacağımı pek bilmiyordum. Toygar dns dans dans insanı olmadığından, rakısal balıksal bir konsept düşünmekteydim, tüm çiftliği toplayıp... Bu hazırdı zati. Ama ben bu buluşma dışında da dadlı bişeyler yapmalıydım. Çizim yaparım diyordum zati, sonra İstem ilen başka bir kutlama çalışması içindeyken, 30 ayrı kart yapma ve bunları parti mekanına gidene kadar uğradığımız her yerde bir bir, sırasıyla Toygar'ın bulmasını sağlama ya da ona verilmesini sağlama temalı bi delibaşlık bulduk. Special thanks to Miki:)

Önce kartları düşündük Miki'ylen. 

Sonra,
Çizdim, çizdim... Ahanda böyle:




Fakaaaat, önümüzde önemli bi engel vardı:( Delibaş yamulmuştu. Çok hastaydım yaaa:( Ne üzüldüm ne üzüldüm, ah harap bitaaap oldum, yataklara düştüm, bildiğin düştüm hastane yatağına, serumu yidim valla:)



Bişeyler organize edeceğimi bilen Toygar, benden kesinlikle ertesi gün evden çıkmayacağıma dair sözler almaya çalıştı. Ama nafile, kararlıydım, iyileşecektim, 30 tane kart çizdiydim ve Toygarım bir kez 30 olacaktı..

Ertesi sabah biraz daha iyi uyandım, erkencikten, kartların fotoğrafını çektim, zira sırasını unuttuydum:) Sonracıııma ilk kartı yastığının altına koymak suretiyle, diğerlerini de yerlerine, kuytularına yerleştirdim...

Toygar gözlerini açmasıyla ilk kartı buldu ve macera başladı...

Ev içinde, diş fırçalıktan, çorap çekmecesine, nutella kavanozundan, kitaplığa, kumandadan, ayakkabılığa kadar 14-15 kartı adımları izleyerek buldu tosbaa... Hepsinin evde barındığını zannediyormuş, garibim:) Bu tahmini; asansörde, posta kutusunda bulduğu yeni kartlarla ve ardından, Karaköy vapurunda çay getiren amcanın 21. kartı "iyi ki doğdun Uygar Abi" demesiyle çürümüş oldu.. ejhehehe:)



Diğer kartların sırası da bu şekildeydi. Karıştırmayayım diye listeyi böyle yollayıverdi yidiğimin İstem'i:)



Efenim fotoğraflarlan 30. yaşa doğru giden delibaş yolu, buyrunuz izleyiniz...



Karaköy Vapırı'nda... Abimiz bu kartı vermek için bahşiş istemeyeydi iyiydi ama neyse.

Bu abimiz de bizi Tünel Tramvay Durağı'nda bizi karşılayan Serhat Bey... Kendisi hayatının görevini yapıyormuşcasına o kadar mutluydu ki töbeler olsun. Önce uzuuun bir girizgah yaptı. Dedi en güzel yaş, kutlu olsun, vallahi çok heyecanlandım, beni facebooktan falan ekler misiniz dedi, sonra dedi Toygar'a hanımınız sizi çok seviii... Aboooo dedim sen çok konuştun Serhat Bey, sağol, mission is completed, rahat ol, sana teşekkürlerimizi iletiyor ve seni İzmir marşıyla uğurluyoruz dedim, biz tramvaydan indiğimizde hala konuşuyordu, sağolsun:)


Tramvay'dan indik, dedim benim "Uykusuz"um geldi, haydin Halep Pasajı'na... Oraya da gidip parolayı söyledim, Parola Şafak, dedim, yemedi. Uygar 30 yaşında dedim, bi poşetlen hediyelerimizi verdi, bir de üstüne 6'lı Fırat bardak  altlığı hediye etti. Heral tükkanın sahibiydi. Beleşin verdiği mutlulukla yolumuza devam ettik:)



Ardından dedik, dikili bi ağacımız yok, dikili iki mumumuz olsun, St. Antuan Kilisesi'ndeki güvenlik Güven abiyi bulduk, o da bi tuttu bizi, işinden bahsetti, sonra bi tur da o kutladı doğum gününü Uygur'un. Sonra iki mumu diktik, tuttuk dilekleri...


Sonra Uygar'ın hiç tahmin edemediği noktaya geldik. Kestaneci Dursun Abi. Hayatta iki zaafım var, biri kestane, diğeri barbunya:) ahahha:) Neyse zaten bu saate kadar nasıl kestane almadığıma şaşıran Uygar Şirin tosbaası "hadi kestane alak" dediğimde burdan da bir kart alacağını hiç tahmin etmemişti:) Kestaneci Dursun abimiz on numara beş yıldız dadlı biri, 10 Şubat'tan sonra ondan bi daha kestane alamadım ama mutlaka alıcam, Odakule'nin önünde sürekli. Siz de hep alın:)


Sokak sokak dolaşmaya devam ettik, Galata en sevdiğimiz meydan, Lavazza on numara kahveci, gittik delibaş bi kız; dedim akıllı ol, alırım aklını, çok şımarma, o saçları düzgün kestir, tek renge boya... Emoluğun luzumu yok.


30. karta doğru yaklaşırken, İstanbul'un en cool ve de en ucuz şarap mekanı Sensus Şarap evine uğradık, Ben sadece kartı alacağızı zannederken bu kez de İstem ve Utku süpriz yapıp bize şarap almış namussuzlar:)


Geldik 28. karta. Efenim farkettiyseniz entellektüelite katman katman arttı. Kahve, Şarap ve ardından kitap... Salt Galata'daki Robinson Kitabevi'ndeki cool delikanlıyla Uygar'ımın pozuna bak hele. Hele hele hele. Tey tey tey... 


Ve geldiiiik parti mekanınaaa, Karaköy'üm Restoran'a. Han'ın kapısında Mehmet Abi bizi karşıladı ve asansör gapısına sıkıştırdığı 29. kartı beyime verdi:)



Ta ta ta taaaam, Ahanda tontikler burdaaa, eyvahlar, pampişler, mikiler, darçular, eski dostlaaar, eski dostlaaar ve hatta en yeni dost Uzay bilem burdaa... Olleeyyy, herkesçikler geldi... Aşırı da dadlısınız:) Bir alkış kopardılar biz gelirkene ve parti başladı:) Tekrar teşkür bebikler, siz olmayaydınız olur muydu hiç?

Gecenin kahramanları İstem ve Utku önden giderek, kartları kişilere ve mekanlara ulaştırdılar. Tekrar aşırı teşkür kumrular:)




Son kartı da masada tabağının üzerine koyduyduk:) İşte böyle:)

Tüm kartları da burdan görün yavrular...


Pastanın 30 yaş mımları:) Pasta da Tatlı Köşem'in sahibi dadlım Hande'den. Moda'da, gidin, görün,tadın bayılacaksınız:)


 İşte pasta keserkenki halimiz:) Zati suratım görünmüyo diye kamufle etmedim yüzümü bu sefer:) eheheh:) Hadi iyisiniz:)

Sonuç olarak...

8,5 yıldır hala deli gibin aşığım ben bu adama çiftlik! Çok seviyorum yaa! Ölüyorum dostlar!

The Delibaş Koyun:P








Ne çektin be delibaş!

Ne çektin be delibaş,

30 olmıycam diyeeee diyee ne didindin be yavrum...
Naapcan, didinmiycen de naaapıcan?

Öyle hoplaaa, zıplaa, yaş aynı mı kalcak sandın,
Öyle dişler dışarda fotoğraf çekilince 20'lerde mi kalcan sandın...

Şimdi atma içine, akıt elemini, kederini haroşaya...
Ha koyunuum,
Ne çektin be delibaş...

eheheh:p

30 olmak çok zor zanaaat bence... 
30 temalı yazılarımın devamı gelecek ey çiftlik,

Haydin #tgif:)

The Delibaş Koyun:p


28 Mart 2013 Perşembe

#eyvahlarakos Vol.1.4.

Sevgili çiftlik,

Yazmadım diye eyvahlara koşmuyoruz mu sandınız? Çok pis yanıldınız.

Dört gözle beklediğinizi biliyorum bööle:



Ocak ayı eyvahı sevgili beyim Toygar Şirin'e aitti. Aynı evde yaşıyor olmamıza rağmen zırnık tüyo vermeyen The Boss, bize iki aşamalı bir eyvah programı sunacağını iletti. Ser verdi sır vermedi," #eyvahlarakos in black" için çok pis hazırlanın, "it will be legen -wait for it- dary" diye havalı civalı gizemler falan yarattı artizliğini yidiğim. Siyah giyinin, aman yedek alın, aman isterseniz sonra beyaz giyinen, ne haliniz varsa görün diyip diyip kafaları karıştırdı. Yine PMS’deydik Daçmin’le:) Şubat’ta da böyle olcak delikanlılar dedik, kaderiniz bu:) (Zira oldu:) 




#eyvahlarakos Vol 1.4.'de önce hep beraber laser tag oynadık, ardından İstanbul'un kendi birasını yapan nefis mekanı Bosphorus Brewing Company'e gidip, gecemizi kutladık:)

Buyrunuz #eyvahlarakos Vol 1.4.’den geriye kalanlar delibaş koyun farkıyla karşınızda:


  • Uygar'ım Şirin’imin iş baaabında çok yoğun bir ayda olmasına rağmen event gününe yakın her gün bir bir tüyo vererek bizi helecanlandırmayı başarması,
  • Konseptin #eyvahlarakos in black olması, kendisi yeni ve kara bir soluk getirdi eyvahımıza:)
  • Kanyon'da Taner’in sırtına atlamam elindeki sigarayı söndürerek yere düşürmem, ve dananın onu tekrar içmesi:) Smoking kills!
  • Taner’in o soğukta tshirt ve sweatle dolaşması. Üşümüyor arkadaş, üşümek bilmiyor, tiril tiril, cıbıl cıbıl cıbıl geziyor her mevsim.
  • Hepimizin enik enceğin dolu olduğu ortama kara kara kuşanıp girmemiz:) Yaş  ortalaması 9 falandı evet. Bravo bize:) Bizim de zeka yaşı ortalmamız aynı neyse ki, curve bozulmadı:)
  • Mehmet’in dolap yerleştirirken içerden çıkan 10 yaş ortalamasını gösterirken “ bizden öncekilere bakın” demesi
  • Mehmet'in nippleları:) Madonna'dan sonra Mehmet'in nippleları kamoyunun gündemini oldukça fazla meşgul etti de gitti:)
  • İstem’in tabancayı eline alıp, çirkinleşip suratıma baka baka “ağzına z.çaçam senin” diye haykırması” ahahah:) Te allaaam:) Kadın kendini bozdu ya la:)
  • İçeri girip ortamı keşfetmeye alışırken benim çoktan yenileceğimizi anlamam, Taner’in umru değildi çünkü:) ahah:)
  • İçerde hadi strateji yapalım derken Taner’in öööf oynalım işte demesi ve oyun boyunca ortalarda görünmemesi:)
  • Bizim Daçmin’le elif analar misali sanki anafartalardaymışızcasına bir ruhla allah allah diye savaşmamız. İkimizdik evet, çünkü Taner yoktu!
  • Taner’in yukarda kendi başına sinek avlaması:) Naaptığı belli değil, Fırat gibi, dıkşın dıkşın duvarlara mı ateş etti naaptı bu evlat?
  • Duygu’nun sürekli bana, kaleye git, bizim kaleye git, diğer kaleye git demesi:) Gerçek kale sandı zaaar:) Game of thrones seti sandı:)
  • İstem’in Mehmet’le kale başında gangnam yapması:)
  • Uygar’la savaşta karşı karşıya gelmemiz, benim ona kıyamamam ve onun beni saniyesinde vurması! My baby shot me down:)
  • Mehmet’in oyunun bittiğini anlamayıp hala yukarda kendi başına delibaş gibi koşturması:)
  • Sonra diğer mekanımıza gidişimiz. Tıpkı bir HIMYM gibi oluşumuz:)
  • Mehmet’in burayı biliyor olmasından dolayı Uygar’ımın yaşadığı hüsran:)
  • Mehmet’in bilmiş bilmiş mönüden bahsetmesi, yirim onu( tıpkı Kamacı’daki gibi)
  • Duygu’nun garsonla yaşadığı naughty anlar:) Ay bugün böyle oldu, karar veremiyorum, hımmm onu yesem garson beeey, yoksa bunu muuu:)
  • Uygar’la Mehmet’in bunu taklit edişleri:)
  • Ben ruj sürerken Mehmet’in bana “kadınlarda ruj sürmek için dudak olmalı” demesi benim de ona “erkeklerde de seninki kadar büyük g.t olmamalı aslında” diye cevap verişim ve bu seviyeli ozan atışmamızı o noktada tamamlamamız:)
  • Ergenlik ötesi kim kiminle nerede ve şişe çevirmece oynamamız. Maarreem noel babayla, Mehmet de malum şahısla deniyormuydu naapıyordu, tövbeler olsun:)
  • Çeşit çeşit İstanbul biralarımız, zohbetler, kahkahalar…
Ve bir eyvahı da yine hakkıyla sonlandırdık sayın çiftlik seyircileri. Ne mutlu bize:) Kıçımızı kaşıyalım nazar değmesin:)

Buyrunuz fotoğraflar:







Uygar The Boss’a teşekkürlerimizi iletiriz... Sıra geldi kendi eyvahıma, onu da yaptık çoktan da ben tembellikten yazamadım:)

Bekleyin anacım:)

The Delibaş Koyun:p